27 Mayıs 2014 Salı

Ama Ben Çok...

Şişman? Yaşlı? Uzun? Kısa? Güçsüz? Kalas gibi?

Bu minvalde çok mesaj alıyorum, sevgili okuyucu. Belki, sen de o nokta nokta kısmını çeşitli sıfatlarla doldurup pole ile sadece youtube üzerinden seviyeli bir ilişki kuruyorsundur diye yazıyorum bu yazıyı.

Pole çevresi dışındakilerin bu dansa başlamakla ilgili çekinceleri olabileceğini anlıyorum. Bu çekinceler bir yanıyla kendimizle ilgili toplumun, düzenin, reklamların, ların ların çocukluğumuzdan beri oluşturageldiği güvensizlikten, bir yanıyla da bilinmeyene dair korkudan kaynaklanıyor. Belki de dışarıdan bakıldığında pole stüdyoları henüz 20'lerinde sırma saçlı, playboy kızlarının ince topukları üzerinde ceylan gibi sektiği, 240 derece splitleriyle lastik gibi kıvrıldığı yerler sanılıyor olabilir.

Ama pole stüdyosuna girdiğinde göreceğin şey bu değil.

Daha gerçekçi bir betimleme için, burada çeşitli yaş gruplarından, beden tiplerinden, meslek gruplarından kadınların bir arada ter döküp kahkahalar attığını, sınıftan biri bir hareketi başardığında "wohooo" diye çığlıklarla alkışların patladığını, müsamerelerde herkesin kendi renginde parladığını anlatmak gerekir.

İkna olmadıysan, madde madde açıklıyorum :)

1. Ama ben çok yaşlıyım.
Öyleyse Lyn'le tanış. Bu Haziran'da 60'ını dolduracak ve doğumgününde torunu torbası, gelini damadı karşısında yapacağı pole gösterisi için çalışıyor. 4  yıldır pole dersi alıyor. Belki bir şampiyon değil, ama itiraf et ki kendinden genç pek çok kadından iyi durumda!





Elbette ilerleme hızı 20'lik sınıf arkadaşlarıyla bir olmayacak hiçbir zaman. Ama koltuğunda oturan yaşıtlarına kıyasla hep daha yukarıda (metaforik anlatımı kes!).

2. Ama ben çok şişmanım 
Direk dansı dünyası kadınlara empoze edilen normları, formları sevmez. Her beden tipinden insanın bedenini sevip kullanabileceği destekleyici bir ortam sağlar. İyi dans etmek için zayıf olmaya gerek olduğunu düşünenler bir de buraya tıklasın.

Ayrıca, kilo vermek isteyenler için de çok sağlam kalori harcayacakları bir egzersiz olduğunu ekleyeyim!


3. Ama benim kollarım çok güçsüz!
Bu "ben İngilizce kursuna gidemem, çünkü İngilizce bilmiyorum" demek gibi aynı. Modern yaşamın içinde, özel bir antrenman programı izlemiyorsa, hangi kadının güçlü kolları, sırtı, omuzları var ki?

Kandırıkçılık yapmayalım, direk dansı ZOR. Peri kızı gibi süzülerek baş aşağı hareketler arasında takılmak bayağı sağlam kaslar istiyor. Ama eğitmenler de bunun bir günde olmayacağını biliyor. Güçlendikçe yeni hareketlere geçiliyor, yeni hareketler çalıştıkça güç artıyor.

4. Ama benim canım çok tatlı!
Gerektiği kadar ısındıktan, doğru teknikle ve eğitmenle çalıştıktan sonra önemli sakatlıklar yaşamayacaksın. Ama bu demek değildir ki canın acımayacak ve morarmayacaksın. Bunlar sürecin parçası. Bir anlamda da zaferlerinin nişanı :)

Ama acının giderek azaldığını rahatlıkla söyleyebilirim. Pole öğrencileri bunu çok iyi anlayacaktır: ilk pole sit'ten sonra hiçbir şey bu kadar acıtamaz dersin. İlk superman'den sonra da. Sonra bunlar ipek gibi, pamuk gibi gelmeye başlar. Biraz dişini sık!

5. Ama ben yeterince esnek değilim!
Evet bazı kişilere doğa fazla cömert davranmış. Ayağıyla kafasını kaşıyan, çat diye bacaklarını ayıran bu şanslı azınlıktan muhtemelen sınıfında bir adet olacak. Ama sadece bir adet! Kalanı senin gibi normal genlere sahip normal insanlar olacak ve hepsi senle birlikte esneklikleri üzerine çalışacak. İyi haber; ilk aylarda çok da fazla esneklik gerektirecek hareketler çalışmayacaksın. Antrenman programına haftada üç gün flexibility training eklersen günü geldiğinde meyvelerini toplarsın. O kadar çok imkan var ki! Stüdyondaki streç derslerine katılabilir, online dersler alabilir, yoga yapabilirsin.

Her şey bir yana, bu satırları omurga sabitleme ameliyatı geçirmiş biri yazıyor ve kendisi balerinadır, allegradır yapabiliyor. Belki bazı hareketleri hiçbir zaman yapamayacak, ama yapamam deyip geri bassaydı, hayatın ona verdiği en güzel hediyelerden birinden olmuş olur, şu sıralar "yaz da geldi, spor salonuna mı yazılsam" diye düşünüp sonra vazgeçerdi!