18 Temmuz 2018 Çarşamba

Her Seviyede Hayat Kurtaran 4 Harika Hareket

Pole öğrencilerinin pek çoğu güzel bir performans sergilemek için zorluk seviyesi yüksek hareketler kullanılması gerektiğini düşünür. Oysa, daha başlangıç seviyesi eğitiminde öğrenilen bir çok hareketin yaratıcı varyasyonları ve akıcı geçişlerle çok da güzel dans etmek, pek de ala dans etmek mümkündür.


POLE SIT
İlk pole sit'inde yüzü kıpkırmızı olup da içinden ya da dışından küfürler savuran öğrencilere her zaman "bu bir dinlenme pozu olacak" diyorum. Öyle de oluyor.
Hareketin en güzel yanı, çok güç harcanmadığından ağzı gözü yamultmadan poz verilebilmesi. Ayrıca bacak varyasyonları (uzun, kırık, makas, passe...) ve torsonun konumu (geride, yanda, önde) ile rahatlıkla çeşitlendirilebilir ve seyirciyle iletişim kurulabilecek bir an oluşturur.




LAY BACK
Müzikle uyum içinde kendini geri bırakıverişin asla modası geçmez. Hem ürkütücü, hem de etkileyici. Kollar boşta kaldığından harekete ifade katmak da mümkün. Hareketten çıkmak karın kaslarına kuvvet yukarı uzanılabileceği gibi, yere amuda da inilebilir. İleri seviye polecular envayi çeşit harekete geçmek için kullanacakları laybackte hem seyirciye klark atabilir, hem de bir anlığına kollarını dinlendirebilirler.



JASMINE
Çok temel, çok gerekli, pek çok kapının anahtarı jasmine... Kendi başına da çok şık bir poz değil mi?  İster kalçadan katlı, ister extension'da güzel çizgilerle gözlere ahenk, gönüllere muhabbet veriyor.



WRIST SEAT (HELLO BOYS)
Siz de derste ilk hello boys'u gördüğünüzde wohoooo asla yapamam deyip, bir kaç deneme ile yapılabilitesini keşfettiniz mi? Seyirci de aynı sizin gibi görüyor: wohooo!
Straddle (V bacak) versiyonunu old school, seksili performanslarda sıklıkla görürüz. Aynı tutuşta bacakları front split de yapabilir, sırt destekliğinizi kullanarak attitude da yapabilirsiniz. Hepsi de birbirinden güzel :)




Farklı hareketler çalışmak hem büyük keyif, hem de fiziksel gücü, koordinasyonu ve esnekliği artıran şahane bir workout. Ancak, bunlardan da önemlisi, hareketleri "senin" yapmak. İkinci derin gibi giyip, içerisinde keyif almak ve kendi renginde, kendi ışıltında dans etmek. Bunun içindir ki, zaman zaman, artık çok da zor olmayan hareketlere dönüp onlarla kelimeler, cümleler, hikayeler oluşturmak gibisi yok. Tavsiye ederüz.





3 Mart 2018 Cumartesi

Edepli Pole Türlerine Giriş

Merhaba Sevgili Pole Dance Camiası ve Değerli Pole Severler,
Geçtiğimiz yazımızda edepsiz pole'ları sınıflandırmış, yaftalayıp yapıştırmış, konuyu netliğe kavuşturmuştuk.
Bugün de edepli pole dünyasının sırlarını bir bir keşfetmeye, kot pantalonuyla poledan pole'a atlayan adamları, tül eteklerle peri kızı gibi dönelen hanım kızları ve daha nicesini ezberleyip kültürlenmeye hazır mısınız?

Öyleyse başlıyoruz!

Edepli pole'da pek çok şey var; yüzde doksan, topluklu ayakkabı yok. Testte falan çıkarsa, ayakkabısız gördüğünüzde edepsiz şıkları hemen eleyin. Gelelim edepli şıklara...

1. POLE ART
Pole benim için bir kendimi ifade biçimi, dansıma (burada bahsedilen ağırlıklı olarak modern dans ya da lirik dans -öyle bir dans varsa) bir yeni boyut (dikey) kazandıran bir enstrüman diyenlerin tercihi pole art. Yarışmaları direkt pole adıyla gerçekleşebileceği gibi, pole theatre yarışmalarında bir alt branş olarak da karışımıza çıkıyor. Pole art kategorisinde çıplaklık ve seksili davranışlar yasak. Genellikle müzikleri söz içerebiliyor. Bir hikaye anlatımı söz konusu oluyor.
Pole theatre'ın alt branşı olan diğer edepli polelar pole comedy ve pole drama ama onları ayrıca yazmayacağım. Biri komik, birinde de sahnede ölüyorsun işte.

Phoenix Kazree


2. POLE FUSION
Hocamız Sevinç gidip de birinci olduğundan, sonra da gösteri ekibimiz şov yaptığından yakinen bildiğimiz pole füzyon festivali, şu an sadece Brüksel'de. Festival direktörü Sarah Cavenaile. Amaç pole'u bir pole olarak görmemek,başka bir dansla, başka bir sanatla ya da teknolojiyle birleştirmek. Mesela Jorge Lera bu sene pole show'unu instagramla birleştirmiş, bir yandan seyirciye gösteri yaparken bir yandan canlı yayın yapmıştı. Sonradan paylaştığı canlı yayını izleyince, oradaki izleyicinin bambaşka bir deneyim yaşadığını görmüştük. Öyle intermedyatik güzel kafalar yani.

Sevinç Gürmen


3. CHINESE POLE
Soy ağacımızı dayandırdığımız uzak doğulu büyük amcamız, chinese pole, genellikle erkekler tarafından bizimkinden daha kalın kauçuk bir direk üzerinde gerçekleştirilen bir akrobasi sanatı. Heyecan, hayranlık ve korku uyandırmak üzerine alavere dalaverelerele dolu, dropların, fliplerin, acrobatic catch'lerin havada uçuştuğu -kelimenin tam anlamıyla- bir branş. Pek çok teknik ve trick bizim metal pole'larımızda da yapılabiliyor. (Ama biraz soyunmak gerekiyor tutması için tabii) Flag, cupid, cup grip, fonji falan hep Chinese pole'dan dilimize geçmiş kelimeler. (Cupide cupid demiyorlar galiba ama hatırlayamadım şimdi.)

Kenneth Kao


4. POLE SPORTS
Hatırlarsınız, bir kaç ay önce, pole dance olimpiyatlara giriyor, diye bir haber çıkmıştı. Konuya uzak kitleler topuklu ayakkabılı, tangalı kızları olimpiyat meş'alesi taşırken hayal edip, olur mu yahu, alla alla, demişti. Halbuki, olimpiyat kapısında bekleyen bu!
Pole sports, cimnastiğe pek yakın, zorunlu hareketleri, bu hareketlerin 0,1'den 1,0'a uzanan puanları olan, sözlü müzik kullanılmayan ve zorluğa, teknik mükemmeliğe büyük önem verilen bir edepli pole.



31 Ocak 2018 Çarşamba

Edepsiz Pole Türlerine Giriş

Pek topuklu giymiyorum dans ederken. Ne kadar beğensem de, alışamadım gitti. O yüzden son pleaser kargosu beklememin üzerinden neredeyse 3 sene geçti! Bugün iki yeni bebeğin yolunu gözlüyorum evde. Biri beyaz, biri de altın rengi 8 inch kuşlar.

Tam da bu bekleyişi değerlendirmek için topuklu ayakkabı ile yapılan pole tarzları hakkında yazayım dedim. Bu konuda güzel bir blog okumuştum zamanında, şimdi hatırlayamadım. Kah aklımda kalanlar, kah aklıma uyanlar...

Elbette, böyle kesin sınırlar ve kurallar yok ama her şeyi tanımlayıp yaftalamak ve kafa net devam etmek çok güzel ;)
Biraz da eğlence olsun diye, buyrun...

Pollar ikiye ayrılır: edepli pollar ve edepsiz pollar.

Edepsiz pollar, youtube'ta (ya da son iki yılın öğrencileri için muhtemelen instagram'da) görüp de "oha ne güzel şeymiş, ben de yapıcam" dediğiniz, sınıf gösterilerinde edepli hocaya düştüyseniz bütün sınıfı örgütleyip bir şekil yaptığınız tarz.

Edepli pollar ise, pole yaptığınızı aileniz öğrenip olay çıkardığında, "ya üf anne hiç anlamıyosun bak işte hep böyle şeyler, hep!" diye kadının eline tutuşturduğunuz taklacılar, balerinler.


Bugün sizlere edepsiz pole dünyasının kapılarını aralayıp, bilinmezleri açığa çıkaracağım.


1. Stripper Pole Style

Pole tarihi akrobatik olarak Chinese pole'lara, malakhamplara; show business olarak da 1890'larda Amerika'daki Mısırlı gezici çadır gösterilerine dayanıyor.  Daha sonra efendime söyleyeyim, bu dans burlesque ile birleşip çadırdan kulüplere taşınıyor. 80'lerde akrobasili, danslı striptiz kültürü oluşuyor.
Bu arada, ilk defa pole okulları da kulüp sahipleri tarafından dansçı yetiştirilmek için açılıyor.
Bu tarzın belirleyici özellikleri:

  • Hareketler çok stilize edilmemiş, duygu ön planda.
  • Seyirci ile etkileşim çok ön planda
  • Body trace mevcut
  • Genelde statik pole
  • Pole'un tepeleri çok kullanılıyor, heyecan uyandıracak droplar vs. 
  • Tamamen ya da kısmen soyunma var, haklı olarak
  • Hedef: ver coşkuyu!

2. Classique Pole / Old School

Pole theatre yarışmalarında uçuşan tüllerden, sahnede ölerek final yapanlardan sonra birden topuklu ayakkabı giyenler çıkıyor ya, işte o classique style. Biraz şeye benziyor; halkoyunlarını stilize ederler de, köyde oynanan ham halinden biraz uzaklaşır. Bir yandan tensellik ve seksapel, bir yandan estetik ve artistik kaygılar...
  • Tamamen soyunmak yok ama az biraz soyunmak var
  • Body tracing var
  • Hem statik, hem de spinning pole
  • Seyirciyle etkileşim kısıtlı
  • Teknik mükemmellik önemli
  • Spin pole'da splitler, backbendler, esnek esnek pozlar.


3. Exotic Pole

Instagramda açıklama kısmı kiril alfabesi ile yazılan ve dansçıların don yerine tayt giydiği video gördün mü, yapıştır "exotic"; yüzde 80 tutar. Oldukça popüler ve kendi içinde de power exotic, soft exotic, exotic art falan gibi bölümlere ayrılan bu branşta teknik mükemmellik, yaratıcılık ve akış dikkati çekiyor.
  • Teknik mükemmelik ön planda
  • Akıcılık, yaratıcı ve komplike geçişler, karmakarışık bacaklar
  • Amutlu, mamutlu, flipli, milipli basework
  • Body trace yok
  • Statik pole 
  • Soyunma yok, aksine yer hareketlerini kolaylaştırmak için dizlikli, taytlı falan

Bir sonraki yazıda edepli pollarda görüşmek üzere.. KİB.


3 Ocak 2018 Çarşamba

Devam edebilme

Çok komplike yaşıyoruz be kızlar. Çok fazla karpuz taşımaya çalışıyoruz koltuklarımızda. Ki bizim omuzlar geniş, koltukaltları 3+1 salon salomanje ama, yine de çok.



Sabah yüzmeye, öğle arası pilatese, akşam pole'a geliyoruz ya... Arada çocuk bakıyor, arada sunum yapıyor, arada karabuğday unundan şekersiz yumurtasız kurabiye yapıyoruz ya... Buna takati yeten çok kişi tanıyorum ve ayakta alkışlıyorum. Ben öyle değilim. Ve benim gibi pek çok kişinin de hayatı istemeden kendine zindan ettiğini, sonra her kaçırılan dersin, her kabarmayan kekin, yetişmeyen sunumun hayatlarının üstüne kabus gibi çöktüğünü görüyorum.

- evet, 150 öğrencili bir okulda kadınları bayağı tanımaya başlıyorum. -

Halbuki daha basit olmalı hayat. Haftada bir gün ayırmak çok zor geliyorsa o yeni hobiye - elim varmadan yazıyorum, pole'a bile - belki de hayat o hobi olmadan daha iyi olacak senin için. Uç uca, bir kahve molası olmadan ekleniyorsa planlar gün içinde, çok fazla plan yapıyor olabilir misin? Bu yazı benden 6 ay full paket pole'a başlayıp paketlerini yakanlara gelsin.

Önceliklendir!
2015'e kadar 10 yıl kadar her sene çello çalmaya başlayıp bıraktım. Coursera'da hemen her hafta yeni ders açıp deadlineların geçişimi hüzünle izliyorum. Yapacak bir şey yok, bazı şeyler sürdürülemiyor. Motivasyon eksik, zaman yetersiz. Çok da şaapma o zaman ya. Sürdüremiyorsan belki de sürdürmek istemiyorsundur. Belki daha sonra daha iyi bir zaman gelecek istikrarlı bir biçimde çalışman için. Koşullar değişecek, sen değişeceksin. O zaman tekrar dene. Ama olmuyorsa da kendine zulüm etme.

Sakin ol şampiyon
Pole'a başlarken gün aşırı gelmek istiyorum, haftada 5 ders almak istiyorum diyenlere, müthiş bir işletmecilik hatası olarak, çok da öyle şaapmayalım bence diyorum. Önce bir gelebiliyor musun ona bak. Sonra antrenman ekleyebiliyor musun, iki güne çıkarabiliyor musun... Oluyorsa yardır. 30 günlük deve çöktüren challangelar, intensive boot camplar falan kaç kişide işe yarıyor allasen? Bir gün yaparsın, iki gün yaparsın, üçüncü günü kaçırırsın, sonra üç ve dördü birlikte yapayım dersin, canın çıkar, beş, altı, yedi yalan olur. Sonra bırakırsın zaten. Sürdürebileceğin frekansı aşmanın sana bir faydası yok. Hiçbir konuda. Rest dayi, recovery'yi geçtim, moral motivasyon açısından.

Yeniden başla
5 - 5,5 senelik pole hayatımda iki kez hayat arada girdi ve 2-3 ay antrenmansız kaldım. İkincisinde eğitmendim artık. Döndüğümde arial invertüm ve shouldermount'um gitmişti! Tabii ki kendimi yatağa atıp hüngür hüngür ağladım. Sonra göz yaşlarımı silip bir alt sınıfa yazıldım. Çünkü pole benim önceliğimdi ve bırakmayı düşünemezdim bile. Nasıl olur, nasıl geri sararım diye düşünseydim muhtemelen bugün stüdyom olmayacaktı, ben de bir yerlerde başarılı bir beyaz yakalı olup cuma akşamları bir drink alıp haftasonu kaçamağımı nereye yapsam diye... Neyse konu yanlış bir yere gidiyor :))) ne diyordum, muhtemelen pole hayatımdan tamamen çıkacaktı. Halbuki hayat uzun, bir ay, 5 ay, bir sene uzaktan bakınca hiçbir şey değil. Her zaman geri sarma hakkımız var ;)


"Basit yaşayacaksın basit,
Mesela, susayınca, su içecek kadar basit"

29 Eylül 2017 Cuma

Bu Sonbahar Mutlaka Yapılacaklar



Sonbaharın gelişi insanları bölüyor, kardeşi kardeşe düşman ediyor. Bir yanda hava sıcaklığı düştükçe kahrolan yaz çocukları, öte yanda kazak! çorap! balkabağı! diye keyiften dört köşe olan güz aşıkları...  Takvimlerde eylül adı gözüktü mü, iki kampın safları belirginleşip facebooktan çemkirmek olsun, sıfatına tükürmek olsun düşmanlıklarını açık ediyorlar.
Ben sonbaharcıyım arkadaş. Var mı sonbahar gibisi? Yumuşacık polarlara sarılmak sonbaharda, doğanın renkli hali sonbaharda, pole'un en iyi tutuşu gene sonbaharda!

Stüdyodan eve yürürken şöyle bir Yoğurtçu Parkı'nda dolaşırım. Yaprakların döküldüğünü fark edince içimde muazzam bir neşe vuku buldu. Sonra hastalanıp bir hafta yattım, ama bu da keyfime engel olmadı. O kahır sıcakları geçti ya, şimdi dolu dolu bir sonbahar zamanı.

Doğada Vakit Geçirmek
Kırmızılı turunculu ormanlarda yürümek, bir göl manzarasına bakmak, olmazsa olmaz ağaçtan sarkmalı fotoğraflar çekilmek istiyorum bu mevsimde. Çok uzaklara gidecek vakit ve tatil yok ama Belgrad ormanı olsun, Polonezköy olsun, belki bir kaç günlüğüne Abant'a falan gitmek olsun, iki sararmış yaprak görmeden geçmesin sonbaharlar!

Şehirde Vakit Geçirmek
Sonbahar demek tiyatro, sinema, konser, sergi sezonu demek. Ruhu ve zihni besleyecek, ilham verecek bir cümle okumak, bir melodi duymak ne kadar değerli. Pole için de... Yani stüdyoda geçirilen vakit elbette çok önemli ama dışarıda geçirilen de bir o kadar. Yazın mayhoşluğu geçtiğine göre yaratıcılığı kampçılayacak aktivitelere zamsn ayırıp topladığımız meyveleri stüdyoda yemek lazım!

Teknik Antrenmanlar
Yazı ağırlıklı olarak kondüsyonla, stretchingle ya da tembellikle geçirdik. Şimdi teknik antrenmanlara dönüp sistematik olarak çalışma zamanı. Eksikleri belirlemak lazım önce. sadece hareket bazında değil genel pole tekniğiyle de alakalı; örneğin ben spin pole'u biraz ikinci plana attım uzun zamandır. Kombonun en tatlı yerinde spinin durması nasıl da sevimsiz! Bu mevsim bol bol spin pole çalışacağım. Onun dışımda ninja trainer sınavı için K O L gibi bir liste var. Neyse ki önümüzde pole'ların bebek gibi tuttuğu harika bir mevsim de var!

Workshoplar
İstanbul'da stüdyolar da, pole öğrencileri de çoğalıyor. Bu da bize güzel workshoplar müjdeliyor! Workshopları çok seviyorum çünkü hem ufuk açıyor, hem de sonrasında çalışılacak bir dünya malzeme kalıyor. Fırsat bulabilirsem bir minik pole&travel da planlıyorum bu sonbahar için ;)

Rest
Geldik polara, geldik bitki çayına, geldik kitaplara... Fazla açıklamaya gerek yok, sonbaharda rest day başkadır!

30 Temmuz 2017 Pazar

Hırs Üzerine

Sık sık konuştuğumuz bir konu bu aslında. Pole özelinde ama genelde de aslında hırslı olmak zararlı mı, faydalı mı; başarıya mı götürür, içini mi çürütür; toplulukları nasıl etkiler...

Pazar günü ders beklerken bu konuda laflar hazırlamaya karar verdim.
Çünkü yapacak çok işim olduğunda alakasız başka bir iş yapmaya bayılırım!

Yetiştirilme şeklimden olsa gerek, hırs benim için çok da negatif tınlamaları olan bir kelime olmadı hiç. Kendimi çoğunlukla hırslı biri olarak tanımlardım. Okuldayken -ilgimi çeken konularda- derslerde daha başarılı olmak gibi bir hırsım vardı. Hiç zorunlu okumalarla yetindiğimi hatırlamıyorum. Daha çok okuyayım, daha çok bileyim diye heveslenirdim. İş hayatının başlarında da üstlerim bana 3 verirse ben 33 yapmaya çalışırdım. Totomun kenarıyla, mouse'un ucuyla iş yapmayı hiç sevmezdim. Konu pole olunca da, biri yarım yamalak, dördü full fledged olmak üzere beş senelik dönemde konuyu saldığım, çalışmak istemiyoRUUUUUUM dediğim süreçler art arda 2 haftayı asla bulmamıştır. Her zaman elimin altında bir hedefler listem, antrenman programım vardır.

Bu nedenlerle kendimi hırslı adlediyorum.
Peki, genel olarak hırstan ne anlıyoruz?

Buyrun "ambition" kelimesinin google görselleri:


Hedefe kilitlenmiş bir dağcı, yine hedef belirten bir yol tabelası, yükselmek, sportif başarıları akla getiren bir madalya, kişisel değerin hırsla ölçümü (meh?), zirvedeki yalnızlık.


Bir de hırs kelimesinin görsellerine bakalım:

Gördüğünüz gibi ton bir hayli değişti. Mevlana görseli yanında ölümün herkes için geleceğini hatırlatan bir söz, yine bir zirvedeki yalnızlık ama bu sefer umut dolu değil, çöküş içinde, hırsları peşinde uçurumdan atlayan bi aptiş köpek...

Bizim toplumumuzda (ya da 18. yüzyıl Avrupası'nda galiba Voltaire'e bakacak olursak) hırsı, insana utanç verecek ya da kendine zarar vereceği eylemlere sürükleyecek bir dürtü olarak görüyoruz. Diğer tarafta, kişisel gelişim soslu neoliberal batıda ise başarıya, kendini gerçekleştirmeye yönelik, bir yol çizen, hedef gösteren bir dürtü.

Neticede hırs bir DÜRTÜ. İnsanı harekete geçiren içsel ya da dışsal bir motivasyon. Bu motivasyon yoksa, illa da olsun demeyeceğim. Kişisel gelişimci değilim neticede. Ama varsa ne yapmak lazım?
Bu dürtüyü amaan usta olsam kaç yazar, o da ölüyo neticede diye yok etmek bir yol olsa da hayat nasıl olsa ölücez diye geçmez -bence-.

Onun yerine hırs dürtüsünü olumlu sonuçlar doğuracak şekilde yönetmek  daha doğru geliyor bana.


1. Ne pahasına?
Hedefine ulaşmak istemek ve bu doğrultuda çalışmakta bir beis yok. Hırsa negatif anlamlar yüklenmesinin nedeni bu hedef uğrunda feda edilenler.

Boğaziçi'ndeyken final haftası kütüphaneden ilgili kitapların hepsini toplarlayıp götüren böylece arkadaşlarının çalışmasına mani olan biriyle (eski bir başbakan) ilgili hikayeler dinlerdim. Hedefin çan eğrisinin tepesinde yer almaksa, elinden geldiğince çok çalışmak da bir yol, diğerlerini eğrinin altında bırakmaya çalışmak da.

Scooby Doo'lar da yarışmalarda birinci olmak istiyordu, Gerçek Kötüler de. Scooby Doo'lar aman kazanan da ölecek ben çok da şaapmayayım demiyordu. Ama yarışma şekilleri birbirinden farklıydı.

Olmazsa olmaz etik değerleri olmalı insanın. Hiçbir koşulda vazgeçilmeyecek değerler... Hırs seni çeşitli eylemlere yönlendirebilir, bunların bağlı olduğun kurallara uyup uymadığını denetlemekse senin vazifen.

2. Bedenine saygı duy
Pole, dans, spor özelinde daha bariz bu, ama aslında her konuda geçerli. Bizler polecuyuz ama önce insanız. Ölümlü bedenlere sahibiz. Bedenlerimiz kırılgan. Yorulabilir, yıpranabilir, sakatlanabiliriz. Daha iyi olmak hırsıyla için günde 10 saat çalışmak öncelikle bedenine karşı saygısızlık. (Ayrıca, verimsiz ve gereksiz ama bunu daha önce yazmıştım :) ).

Masa başı çalışan biri için de aynı şey geçerli. Bir akademisyen için de. Hareketsiz geçirilen uzun saatler ve sağlıksız beslenme de skalanın öbür ucunda bedene yapılan bir haksızlık.

Bu anlamda bir kez daha dürtülerini kontrol edip akıllıca davranmakla sorumlusun (ki kuşu peşinden uçurumdan atlamayasın).

3. BKDAY Sendromu
Yani başarısızlıktan korkup daha azıyla yetinmek. Bundan bir kaç sene önce kendimde fark ettiğim durum.

Hırsımı kaybettiğim net bir dönem oldu hayatımda. Kurumsal hayata veda etmeden az önce. Orada yaşadığım çeşitli zorluklar ve rekabet beni yıldırmış ve aslında bunu çok da istemediğim sonucuna vardırmıştı. Benim zaten yönetici olmak gibi bir isteğim yok demeye, part time işler aramaya başlamıştım.

Neden sonra fark ettim ki, aslında dişli rakipler ve zorlayıcı işler karşısında başarısız olmaktan korkmuş ve içten içe kendimi bunu aslında istemediğime inandırarak koruma altına almışım.

Belki de hırssız olduğunu düşünen başka kişilerde de bu sendrom vardır. Öyleyse, nacizane şunu önermek isterim. Yani başarısız da olunabilir aslında. Bunu baştan kabul etme olgunluğuna sahip olmak lazım. Çünkü diğer tarafta zaten denemiyor ve dolayısıyla başarmıyorsun.

4. Zirvede Yalnız Olamazsın
Gelelim zurnanın zırt dediği yere. Hırsın kolkola gittiği rekabet. Ben acayip rekabetçiyim söyleyeyim. Rekabet beni kamçılar. Rekabet benim motorumdur. Hangi konuyla ilgileniyorsam onu konuda başarılı insanlarla çevrelenmek isterim, göstere göstere de rekabet ederim. "Vaay Melek nasıl yaptın o hareketi, ben de yapçam!", "Oha Pınar çok şık stüdyo açıyomuş, ben de aççam!".

Bunun nasıl kötü olabileceğini anlayabilecek şekilde evrimleşmiş bir zihnim yok. İlk maddedeki gibi etik değerleri koruyarak rekabet çok doğal ve sağlıklı geliyor bana. Etrafında çalışkan ve başarılı insanlar varsa sen de kolay kolay rehavete kapılmazsın.

İşte sırf da bu yüzden zirvede yalnız kalmak faydalı değildir. Zirvede yalnız kaldığın gibi, evet güzel zirve, aa kuşlar falan deyip aşağıya inersin. Ne yapacaksın ki orada tek başına? Onun yerine paydaşlarını tatlı bir rekabet içeren bir gazla yokuş yukarı yönlendirmek herkes için daha iyi.

Ayrıca, en iyi olmayı sürdürmek pek mümkün de değil. Her an hırslı ve çalışkan başka birileri gelip seninle mücadele edebilir. Bunu da olgunlukla karşılayıp zevkini çıkarmakta fayda var.

En büyük rekabet kendine karşı olan. Bu hırslı ve rekabetçi yanım olmasaydı, çocukluğumdan beri en başarısız olduğum (spor!) alanda manyakça çabalayıp durmazdım herhalde. Kendini her geçen gün nasıl da geçtiğini görmek gibi saadet yok.



26 Temmuz 2017 Çarşamba

Twisted grip handspring'i çok da şaapmamak lazım

Önce terimlerle ilgili laga luga yapacağım.

Başlıkta handspring dedim, yaygın olarak da öyle kullanılıyor ama hareketin nihai pozisyonunu kastetmek için AYESHA ismini kullanıyorum. Yani bir elle itip bir elle çekmek suretiyle başağı bacaklarını pole'dan ayırdığın ve ağırlığını taşıdığın poz.

Üst el dirsek tutuşu olursa elbow grip ayesha, baş parmak pole'a sarılır da yukarı doğru durursa true grip ayesha, başparmak aşağıda olup da pole'a sarılmazsa cup grip ayesha, bilek internal rotaton yapıp baş parmak yukarıda ve dışa dönük olacak şekilde tutarsa twisted grip ayesha oluyor.




Handspring bir cimnastik terimi (ters takla) ve harekete giriş yöntemini belirtiyor. Ayesha'ya handspringle, cartwheel'le, ya da pole üzerinde çeşitli hareketlerden geçerek girilebilinir. Benim omurga füzyonum nedeniyle ters takla kısıtım olduğundan ya parandeyle giriyorum ya da pole üzerinde başka hareketlerden geçiyorum.


Terimleri keyfimce toparladıktan sonra asıl konuya gelelim.


Bir süredir omuzlarımı rayına sokmak için pilates ile REHAB yapıyorum. Sağ ile sol arasındaki ROM ve güç farkı inanılmaz. Güçsüz olan sağ! Şimdi sizlere domaninant kolumu nasıl domino taşı gibi yıktığımı anlatacağım.

2014'ün sonunda twisted grip ayesha yapmaya başladım. Ne mutluluktu, ne gönençlikti ey Tanrım! Kabul, daha doğru teknikle shouldermount lift'in yoktu. Caterpillar climb beni bayağı yoruyor, art arda 2-3'ten fazlası çıkmıyordu. Ama ayesha'lar o zaman her şeydi.

O kadar çok sevdim ki, hep yaptım. Inside leg hang'den girdim. Lay back'ten girdim. Caterpillardan, double knee hand'den, supermanden, meathook'tan. Hep tek taraftan yaptım, kontrolsüzce yaptım, yapma dendikçe yaptım. Her şeyi twisted grip ayesha'da bitirmek kendimi çok acayip polecu hissettiriyordu. Hiç de acımıyordu, canıma değsin!

3 sene sonra omzumu elime aldım. Tendonlarım sessiz ve derinden sertleşmişti.




"Omuzlar kulaklardan uzakta, kürek kemiklerinin arasını aç ve aşağı doğru süpür, göğüs geniş" komutlarının bir anlamı var. Kasları doğru aktive etmek!

Taa 2 sene sonra, 2016'da cup grip ayesha yapmaya başlayana kadar TG'de neyin yanlış gittiğini anlamadım.

Üzerine yük bindirmeden pozisyona girdiğinde bile, özellikle dikkat etmezsen, omuz içe dönüyor (internal rotation), kürek kemiği dışa doğru çıkıyor, omuz kulağa yaklaşıyor. Bu abuk pozisyonda bir de üzerine ağırlık binince, aktive olmamış kasların ceremesini tendonlar çekiyor.

"E ama çok cicişko geçişler var, napak ölek mi?" diyorsanız, nacizane tavsiyem; bence TG'e öyle pek Deniz Ardalı değilseniz handspringle ya da cartwheel'le girmemeye, bir transition için girdiğinizde de "bir de oradan çek, bir de buradan çek" diye uzun uzun durmamaya özen gösterin. Ayrıca;

1. Önce true grip ve cup grip ayesha'da kontrol sahibi olun. Ters durup kollarla ağırlığı taşıma halinde bedeni nasıl hizalamak gerektiğini içselleştirin. Genelde kombo içinde, başaşağı ve spin modundayken yapabileceğiniz son şey pilates nefesiyle alignment düşünmek olacaktır. Önce onu çalışmalıyız ki, kas hafızası oluşsun.

2. Omuz, bilek ROM'umuzu artırın. Stüdyolarımızda "CARs" diye bağırırsanız mutlaka biri gelip heryerinizi sıkarak eklemlerinizi çok yavaş ve geniş açılı döndürmenizi sağlayacaktır. Henüz almadıysanız Sevinç'ten bu konuda ders alabilir, "controlled articular rotations" diye google'da aratabilirsiniz. Ayrıca bu geniş hareket açısında kaslarınızın da güçlenmesi gerekecek. Bir bilene danışıp hafif ağırlık ya da direnç bandı kullanarak çalışmanız uygun olabilir. Rotator cuff egzersizlerini asla ihmal etmeyin.

3. TG'in aslında ileri seviye bir tutuş olduğunu, bu tutuşta doğru angajmanın oldukça konsantrasyon gerektirdiğini, herkese kolay gelmesinin nedeninin, yanlış yapıldığında çekme değil, asılma ve bağ dokusuna yük bindirme şeklinde zuhur etmesi olduğunu unutmayın.


Sözün özü, daha az kas gücü ile de yapılabildiğinden, TG handspring diğerlerinden daha kolay başarılıp fotoğraf çektirilebiliniyor ama dışı Dalaman, içi Karaman.

Güvenli çalışın, omuzlarla barışın.

Maniye maraz derler.
Güzele kiraz derler.
Kime derdimi açsam.
Bu dert sana az derler.


Yazıyı bir türlü bitiremiyorum. Güzel bir final cümlesi bulamıyorum. Bunu saymıyorum, yine bekliyorum.