26 Haziran 2014 Perşembe

El Dengesi Çok Ciddi Bir İştir. Ama Bu Yazı Değil.

Sürekli dertlendiğim için çevremdeki hemen herkes handspring ve türevlerini yapamadığımı biliyor. Yani, tabii pek çok şeyi yapamıyorum henüz pole'da. Ama bunlar özellikle önemli.

Çünkü gittim KERİZ GİBİ Barselona kampında ileri seviye kuruna yazıldım. Handspring de kurun gerektirdiği hareketlerden biri. Şimdi bütün Olgalar, Marialar çember olup beni Küçük Emrah gibi ortalarına alacak, parmaklarını bana doğru uzatıp kahkahalar atarak "Özge handspring yapamıyor hahaha hahaha" diye dalga geçecekler.

Dolayısıyla, olaya 1 ay kalmasına rağmen elimden geldiğince handspringe doğru giden hareketleri çalışıyorum.

O twisted grip pozisyonunda 5 saniye kadar kalabilip, aferin beklentisiyle "Sevinç beksene beneee" diye seslendiğim videoyu sınıfla paylaştığımda Sevinç'ten şöyle bir yorum geldi:



Dikkatinizi çekerim tarih 24 Haziran, saat 11:16. 

Ertesi gün akşamüzeri sırt çantama taytımı koymuş, bir full metrobüs yolculuğu yapmış, Çetin'in hand balancing dersine hazırdım bile! 

Yani, derse hazırdım derken, sanırım çok da hazır değilmişim. Bir kaç kez şakayla karışık "ehe bunu da sonraya mı bıraksak" dedim. Bilek çevirerek olsun, zırt pırt su içerek olsun sayısız ders yavaşlatma eylemi yaptım. Bir kez çok net yalvardım, tükendim artık yapamayacağım diye. 

1,5 saat sonra çıktığımda omuzlarım, göğüs kaslarım, karnım, bacaklarım falan hepsi ağrıyordu. Üstelik, kendi başıma ne çıkabildim, ne durabildim. Yardımla ve sadece düz dururken bu nasıl bir antrenman!

İki ayağının üzerindeyken alignment'ı kontrol etmek kolay, başaşağı dünya bir gaz ve toz bulutu. Çetin bıkmadan usanmadan her noktayı sayıp duruyor göğüs öne, omuz geri, parmak yukarı, karın içeri falan. Aklım yeter de takip edebilirsem bir an hayat çok güzelleşiyor, yük hafifliyor - kısa bir an.  Genelde ayak point! - Ayak ne? - Omuz geri! - Geri neresi? (ve yuvarlanma...) şeklinde. Abuk subuk durunca benim naciz vücudum oluyor bir milyon kilo!

Sadece bu da değil. Bir de korku faktörü var, ki beni tanıyanlar ne denli bir korkak tavuk olduğumu bilirler. 

Benim çocukluğum parendesiz, amutsuz geçti. Cimnastikten ilk hafta "yüzüme yüzüme top atıyolar yeeee" diye çıktım. Balede hoca beni middle split'e oturtmaya çalışırken ben domuz gibi geri bastırdım. Güvenli alanım ve kafa tasım pek değerliydi. 

Şimdilerde bunu aşmaya çalışsam da alışkanlıklar ve zihnin karmakarışık yapısı sihirli değnekle değişmiyor. Dolayısıyla beni yukarı taşıması gereken, kendilerini bunun için bakıp büyüttüğüm kaslar bana karşı kasılıp duruyorlar. Bu konuyu biraz daha irdeleyip uzun uzadıya yazacağım, şimdilik şunu söylemekle yetineyim; sanki korkuyu yensem bu kadar yorulmayacağım gibi. Çetin de kicklerimin kick değil mikmik olduğunu söyledi.

Ama çok ilginç, dersin sonlarına doğru çok çok az da olsa alıştım sanki. Yani, Martin, şimdi handstand yapacağız dediğinde, "Hadi oradan handstand de yapılır mıymış canım" olan tepkim, bugün pek beceremesem de ev ödevlerimi 1 saat boyunca durup dinlenmeden denemeye doğru evrildi. Kendimi duvara 30 fırlatışımdan 3'ü gol oldu (yani azıcık durdum orada). 

Daha da önemlisi handstande çıkıyormuş gibi yapmak yerine gerçekten çıkmaya çalıştığımı fark ettim. Yarın 12:30'da da dersim var. Sağ çıkarsam bir adım daha ilerlemiş olacağımı sanıyorum.

Ne de olsa, zaman her türlü geçiyor. Önünde sonunda sene 2015 olacak. Devam edersem amuda kalkabilen bir Özge olucam, etmezsem kalkamayan. O zaman neden üzerine düşünmek yerine antrenman yapmayayım ki!

Bu lafımı da yazın bir köşeye!

Yok la, laf benim değil, hocanın. Benim lafım dersten hemen sonra Sevinç'e yönelikti:





Henüz ele çıkmayı beceremedim. Ama düne kadar yapabileceğimi hiç sanmadığım ulu orta, pole'a yaslanmasız headstandim tadından yenmiyee!