14 Haziran 2016 Salı

Pole Show Art Croatia: The First Cut is the Deepest

Kendimi bildim bileli derim ki “ben yarışmacı bir insan değilim”.
Rekabet beni yıldırır, meydan okumalar küstürür. Çocukken koşmazdım bile ki ardımdan biri gelip yarışa tutuşmasın benle.

Şimdi bir bardak dolusu soğuk su al be yut bu sözlerini Özge! İlk yarışmamın üzerinden 2 gün geçti ve tek istediğim şey tekrar yarışmak!

Bundan 6 ay kadar önceydi. Selen’le dersten çıkmış metrobüse doğru gidiyorduk. Yürüyen merdivenlerde, “Özge abliş” dedi, “sen, ben, Melek, Deniz yarışmaya hazırlansak ne güzel olur”.
Ertesi gün google araştırmalarımı tamamlayıp “Pole Art Croatia” facebook mesaj grubunu kurmuştum bile. (bak sen şu yarışma sevmeyene)
Canımız hocamız koçumuz Sevinç önderliğinde hızlıca toplanıp konseptimizi bulduk ve ikili çalışmalara başladık.

Efendime söyleyeyim, 4-5 aylık çalışmalar nasıl geçti anlatmak imkansız. Evet pole’u her zaman çok sevdim ama hiçbir zaman sabah 10’da başlayacak antrenman için içim içime sığmadan uyanmadım ey okuyucu. Hiç stüdyoda bu kadar gülmedim. Hiç birlikte iş yapmanın bu kadar kolay olabildiğini görmedim. 5 kişi kahve içmeye çıksa yüz kere fikir çatışması olur, dargınlıklar çıkar. Bizse (yazının bu kısmında hep beraber tahtalara vurup kıçımızı kaşıyoruz) birbirimizin aklına, birbirimizin fikirlerine güvendik bu süre boyunca. Ve yarışmadan haftalar önce rakibimiz diğer gruplar yarışmadan çekilirken biz ön gösterimizi bile yapmış bulunuyorduk.

Yarışmadan bir gün önce Zagreb’e geldik. 2 euroluk viskilerden içmemiz yasaktı (koçumuz biraz profesyonel), sodayla heyecanımızı yatıştırmaya çalıştık, başardık da aslında. Gel gör ki yarışma günü salona gidip de prova sıramızı beklerken midemiz düğümlenmeye, gözlerimiz seğirmeye, titreme nöbetleri geçirmeye başladık. Selen dışında hepimiz ilk defa başka bir ülkede, başka bir sahnede, başka pole’larda, tanımadığımız insanların karşısında arz-ı endam edecektik.

Bu arada diğer gruplar meydanı boş bıraktığından bizi ikililerle aynı kategoriye koydu organizasyon ve baş parmaklarını gözlerinize sokup kafa tasınızı patlatabilecek güçte insan azmanlarıyla kozumuzu paylaşmak zorunda kaldık.

(Tamam, tam olarak böyle olamayabilir ama bana bir an öyle gözüktü. Aslında çok tatlı kızlar.)

Tam heyecandan öleceğim derken birden bire tam zıt bir kafaya girdik sahne arkasında. Aslandık, kaplandık. Kesin birinciydik. Herkes ağlarken, meditasyon yaparken, kolunu bacağını koparırcasına strecthing yaparken biz bir havalarda fotoğraf çekmeye, kupamızı nereye koyacağımızı, birinciliğimiz ilan edilince nasıl bir edayla çıkacağımızı konuşmaya daldık.  Birbirimize o kadar çok güveniyor ve birlikte olmaktan o kadar keyif alıyorduk ki, Sevinç’in deyimiyle “sadece sahneye çıkıp, eğlenip, dünyamızı seyircilere açmaya” karar verdik.




Yaptık da. O 4 dakika nasıl geçti inanın hatırlamıyorum. Sadece son pozu verdiğimizde jürinin gülmekten katılmakta olduğunu fark edebildim.  







Ödül töreni öncesi Sevinç sahne arkasına geldi. “Çok iyiydiniz” dedi bize “çok çok iyiydiniz”. Ve ekledi, “ama sizden daha iyiler var, ben ilk defa böyle yüksek seviyede double’lar izledim”.
Goool! AAAAA L
Sonra çirkefçe planlar kurduk. Sonuçlar açılanmadan jüriye lokumlarla gidip yalakalık yapmaktan, birinci ilan edildiğinde aşırı sevinip kupayı kapıp gerçek birinciyi bile kendinden şüphe ettirmeye kadar çeşit çeşit plan kurduk. Bu sırada herkes tırnaklarını yerken yine katıla katıla gülüyorduk. (Sanırım bayağı sinir bozucuyduk!)
Neticede 5. olduk, ilk yarışma için fena olmasa gerek J Çok sayıda harika geribildirimler aldık, xpole blog yazısında bizim için awe-inspiring dedi. Ve dakika sektirmeden yeni yarışmalar için antrenman programı oluşturmaya başladık. Bir dahakine kesin şampiyonuz. Olmadı lokum!


-Workshoplar bir dahaki yazıya!