11 Temmuz 2014 Cuma

Gülü Soluncaya, Pole'u Ölünceye...

Yaz iyice bastırdı. Geçen yaz bu zamanlar sahillere vuruyor, tembelliğin tadını çıkarıyorum. Bu yaz farklı, çünkü aradan geçen bir sene içerisinde pole dance geldi, hayatımın orta yerine bağdaş kurup çöktü.

İşin daha da ilginç ve önemli olan tarafı, bu bir sene içerisinde pole'a olan yaklaşımım da evrim geçirdi. Günlük rutinim olan youtube'da videoları gezerken ayı kadın güç hareketleri dışında pek bir şey ilgimi çekmiyor artık. Kahretsin el bileklerim neden bu kadar ince ve narin, diye hayıflanırken buluyorum kendimi. Bir sene önce Alethea Austin'le pole crush yaşarken, bugün Oona'nın güçlü kollarıyla platonik takılıyorum.

Doğuştan kaslı ve sportmen biri olmadığım gibi gençliğimi de beden derslerinden kaçarak geçirdiğimden arzu ettiğim hızda ilerleyemiyorum. Bu da bende hüsran ve giderek bir bıkkınlık yaratıyor.

Bir kaç ay önce topuklarım totoma vura vura gittiğim antrenmanlar artık gözümde büyümeye başladı. Bloguma da eskisi gibi yazamıyorum; çünkü sanki her postun "şunu başardım, bunu 'zımbaladım'" kafasında olması gerektiğini sanıyorum.


Değil abi ya!
Bugün birden önümde hayal ettiklerimi yapmak için çalışabileceğim bir hayat olduğunu fark ettim. (Evet, düne kadar düşündüğüm gibi 1 ay değil!)

Michelle Shimmy diyor ki, bundan 7-8 sene önce, bizim abla pole'cular çalışmaya ilk başladıklarında, ilk üç sene invert'leri, shouldermount'ları, butterfly'ları, ayesha'ları mükemmelleştirmekle geçiyormuş. Handspringler, deadliftler, flipler, droplar kabus gibi sırada beklemiyormuş.

Şu an, sadece bizde değil, okuduğum, konuştuğum, anladığım kadarıyla dünyanın hemen her yerindeki pole öğrencilerinde bir panik durumu hakim. Özellikle nemesis'im handspringle ilgili dünyalar kadar blog, forum okudum. Dünya 6 haftada handspring yapmak isteyen kızlar ve onları ters çevirip bacakları boşlukta fotoğraflayarak hava basmaya çalışan eğitmenlerle dolu.

Şaşırmamak gerekir ki, forumlarda öne çıkan sorulardan biri de "pole sevgimi nasıl yeniden kazanırım?".


"Sevgi Neydi? Sevgi Emekti..."
Pole dance de sadece bir an önce repertuvara katılması gereken hareketler yığını değil. İfade. Dans. Kendine güven, özgürlük, eğlence, üretim... Üzerinde çalıştıkça senin bir parçan olan, senden bir şeyler kazanan kombolar. Müzik. Çizgiler. Duygular. Bütün bunları gözardı edince geriye sonsuza uzanan direk, küçücük ben ve o zor hareketlerin hayaletleri kalıyor.


O Yüzden Hemen Nemesis'leri Çalışmayı Bırakayım!
Da demiyorum. Elbette, o çok istediğimiz trick köpeğimiz olunca yaşanan sevinç hiçbir şeyle değişmez. Çalışmaya, hatta eskisinden çok çalışmaya devam. Ama bunun kendimle bile bir yarış olmadığını hatırlayarak.

Pole'u çok sevdim ve hayatımın orta yerine koydum. Çünkü beni güçlü, özgür, becerikli hissettirdi. Şimdi kendi üzerimde kurduğum baskının tam aksini hissettirmesine izin vermemeliyim.