15 Aralık 2015 Salı

Belgrad, Marion Crampe ve Hayata Dönüş


Ayy ne kadar uzun bir aradan sonra yazdığımın farkında mısınız? Blog yarım yarım bırakılmış taslaklarla dolu. Yine bir satırı sonuna kadar sürdürememe, bir şarkıyı bir dakika boyunca dinleyememe hallerindeydim. "Çok iş var, çok iş var!" diye hayıflanıp, oblamovluk peşindeydim. Antrenman saatimde ya çok acil bir işim oluyordu ya da kılımı kıpırdatamayacak kadar yorgundum.

Daria'nın daveti tam zamanında geldi.

Pazartesi akşamı, o haftasonu için Marion Crampe workshop'u için Belgrad'a gideceğini söyledi, sen de gelsene dedi.

Tabii her bilinçli vatandaş gibi heyecana kapılmadan önce google'a "Sırbistan için vize gerekiyor mu?" yazdım. İlk sıralarda çıkan farklı konulardaki bloglarda Schengen ülkelerine Balkanlar üzerinden vizesiz girerek AB'yi parmağında oynatmayı planlayan aklıevvellerle onlara küfürle ve alayla karşılık veren realistlerin sayfalar dolusu tartışmalarını okudum. Küfürler boyut atlayıp Türk dilinin sınırlarını genişletmeye başlayınca daha resmi bir yerlere bakayım dedim. gov.rs'den onay alınca içim rahat etti, stüdyoya katılacağımın onayını verip biletlerimi aldım.

Pazar sabahı 10:40'da indik, 11:30'da hazır ve nazır olarak dersin başlamasını bekliyorduk.



Stüdyo, kalacağımız hostel ve güzel bir barla aynı binada, ufak tefek (sadece 5 pole vardı) ama sıcacık atmosferi olan bir yerdi. Tipler de valla aynı biz. Marion bir şey gösterdiği zaman, aynı korkuyla çarpılmış ağızlarımız, büyümüş gözlermizle birbirimize bakıp gülme krizine giriyor, birimiz bir harekete yaklaştığının sinyalini verdi mi, diğerleri telefonlara davranıp pole dance'in gerçek amacı olan instagramı besleme konusunda yardıma koşuyordu. Bu benim ilk yurt dışında pole tecrübem olduğundan bayağı duygulandım. Halkların kardeşliği, sınırların yıkımı ve dünya barışı böyle gerçekleşecek galiba dedim.

Marion ise gerçekten efsaneydi! Nasıl enerjisi yüksek, nasıl halden anlıyor, nasıl güven veriyor anlatamam. Gün boyunca iki workshop'una girdim, bir de özel ders aldım. Elimde çalışılacak o kadar çok şey var ki!

Yani, tabii genelde çalışılacak çok şey oluyor. Ama bu sefer, nasıl anlatmalı, sabah kalktığımda koşarak stüdyoya gelmek ve antrenman yapmak için açtım gözümü.


Daha da önemlisi, daha önce engellilerle çalışıyormuş Marion ve füzyonumu anında çakozladı. Kendimi parçalayana kadar deneyip yapamadığım hareketlerde aslında çok da aptal olmayan bedenimin kendini korumak için sınırlarına kadar dahi açılmadığını, bükülmediğini, dönmediğini söyledi. Bu durumda zıtlaşmak değil, koopere etmek akıllıca, dedi. Tahmin ettiğimden daha güçlü olduğumu söyledi, bana da bir an öyle gibi geldi.

Akşam Daria ile sokaklarda gezdik, surların orada oturup manzarayı izledik, güzel minnoş bir restoranda şarap içip yemek yedik, aynı coşkuyla gözlerimiz dolu dolu konuştuk, konuştuk. Bize bişi mi koklattılar stüdyoda naaptılar acaba.

Sabah erkenden gitti. Ben dedim, gelmişken akşam uçağıyla döneyim de şehri biraz göreyim.

Gördüm çok güzelmiş (!)


Hep çok şanslı değilim. Ama hayatıma giren insanlar ve işimle ilgili çok şanslıyım!