21 Şubat 2016 Pazar

POLE'DAN ÖNCE OLMAYANLAR

Pazar gecelerinin güzel olduğu bu yeni dünyadan merhaba!

Gerçekten çok güzel bir pazar gecesi. Babamla gecelere aktığımız (The Jazz Room, Sakman :) ) bir cumartesi gecesinden ve ormanlarda gezdiğimiz bir pazar günü sonrası… Egemen uçakta İstanbul'a doğru geliyor. Hacıt ve Çamur kanepede uyuyor, Tarçın ise bilgisayarla arama 30 yılda bir gerçekleşen bir gök olayı olarak: yemek yaptım! Sonra roobios çayımı alıp aylardır büyü(tül)mekte olan striptizci-pole fitnessçı tartışmasına son noktayı koymak için ekranın karşısına oturdum.


Çeşitli platformlardaki bu tarz benim seviyesindeki uzun tartışmaları okurken ve şimdiden içim sıkılmışken, artık bir tik haline gelmiş olan baş parmaklarımla avuçlarımın içindeki nasırlarla oynadığımı fark ettim.

Avuç içlerim ölesiye tanıdık: tüm parmaklarımın altında boylu boyunca uzanan kalınca; orta ve yüzük parmağımın ilk boğumunda ise daha yüzeysel olan nasırlar adeta bir topografya haritası. Sanki kendimi bildim bileli varlar.

Ama değil! 3 sene önce yumşacık ellerim vardı benim de.

Bu düşünce birden o kadar tuhaf geldi ki! Yani, pole öncesi de bir hayatımın olduğu düşüncesi. Sanki başka biri gibi.

Zaten azıcık zaman ayırabildiğim bloguma abidik gubidik tartışmalarla ilgili yazacağıma bunları yazayım dedim ben de: pole sonrası neler değişti.

1. MORLUKLAR

Güzel nasırlı ellerimi yazdım, bir de malumun ilamı, bacaklarda, kollarda, Allah ne verdiyse, kimi zaman kızgın ütü basmışsın gibi kocaman ciğer rengi, kimi zaman nokta nokta cimdirilmiş morluklar…
İlk aylarda daha çok olurdu. Deri alışıp kaslar da güçlenince morarmalar bir hayli azaldı. Ama yeni bir şey denediğimde pole'un beni kocaman öpeceğini bilmek ve bunu gayet normal karşılamak, hatta gurur duymak, pole sonrası gelişen bir şey.

2. YEMEK, YEMEK VE DAHA ÇOK YEMEK

Ezelden beri zayıftım, yemekle aram hiç çok sıkı fıkı olmamıştı. Tabağındakini "gagalıyorsun" diyordu annemler hep, minik tatlı bir kuş gibi yediğim için. Bu durumun da tarihe karıştığını iki sene önce dersten gelip yarım ekmek arası helva yemeye başlayınca anladım.
İlk başta sadece volüm olarak arttı yediklerim. Taa şimdi şimdi lütfedip içerikle, besin değerleriyle falan da ilgilenmeye başladım. Yemeğe "yakıt" gözüyle, "fayda" gözüyle bakmaya ve yedikçe yemeğe başladım. Yemek üstüne oturup yazmaya başladığım bu yazı sırasında şimdiye kadar bir kase kuruyemiş, bir de ekmek üstü avokado-barbunya püresi gömdüm bile.

3. DEĞİŞEN BEDEN, DEĞİŞEN BEDEN ALGISI

Gözle görülen belli zaten, Egemen'in de zaman zaman hayret/taktirle dikkatimi çektiği üzere, eski ceketleri zayi eden omuzlar, kollar. Eşine dostuna "At bi yumruk hhhııkk!" diye kasacağın karın falan.

Bir de kendimi nasıl gördüğümle ilgili majör bir değişim var ki, asıl güzeli o. Eskiden (haftada minimum 15 saatimi ayna karışında geçirdiğim bir işim yokken) daha çok aynaya bakıyordum. Kendimi de asla beğenmiyordum. Belim fazla kalın, kalçam çok dar, hatlarım çok köşeliydi. Dışarı çıkarken ne giydiğime de bayağı dikkat ediyordum. Nasıl göründüğüm beni ilgilendiriyordu.

Şimdi var ya, zerre umurumda değil, nasıl görüldüğüm. Artık kendimi görülen bir nesne değil, gören bir özne olarak algılıyorum. Yolda yürürken falan defalarca fark ettim bu değişikliği ve kendi kendime "gözlerimin içine geri döndüm" diye anlattım.
Artık nasıl göründüğüyle değil, neler yapabildiğiyle ilgileniyorum bedenimin ve bedenlerin. Dolayısıyla 3 sene önce muhtemelen kusur bulacağım kalın bilekler "ne de stabil tutar ha!" duygusu yaratıyor. Daha kısa kollar, bacaklar da aynı şekilde. Çalışacak dermanı bulduğunda ve antrenmanda/derste beni yarı yolda bırakmadığında müteşekkir kalıyorum daha önce hep tu kaka dediğim kaslarıma, damarlarıma, iskeletime.

4. Instagram :)


Biz de sosyal medya çocuğuyuz. MIRC odalarında chatleşmiş, Facebook'a üniversitede hotmail adresimizle girmiş insanız. Ama pole öncesi böyle çılgınca bir paylaşım trafiği hem alışkanlığımın olmadığı, hem de evet biraz da küçümsediğim bir şeydi. Ne var yani bu kadar kendinle ilgili paylaşmak isteyeceğin, diye düşünüyordum.
Şimdi ise yeni bir hareket yapabildiğimde ya da eski bir hareketi daha güzel yapabildiğimde ya da hiç bir şey yapamayıp düştüğümde, yani denediğimde, kendimle öyle bir gurur duyuyorum ki; hem paylaşmak, hem de arşivlemek istiyorum.
Üstelik paylaşmak işin bir yönü. Bir de stalk yönü var. Takip ettiğim yaklaşık 400 pole ablası bugün ne yapmış, acaba bana bunlardan ekmek çıkar mı diye uyanır uyanmaz tek göz kapalı telefona sarılıyorum.
Böylece 3 sene önce ayda bir baktığım instagram şimdi ilginç selfie yöntemleriyle günlük hayatımın tam ortasında.

Tanıdık geldi mi bunlar? Sizin pole'dan önce olmayanlarınız neler, yazsanıza!