5 Mart 2015 Perşembe

Haksızsın Alex, Sana Laflar Hazırladım.

Alex Shchukin'in son blog yazısını okudunuz mu?

İsteyenler buradan okusun, TIKLA!


İstemeyenlere kısaca özetleyeyim:
Alex insanların ona "ne şanslısın, çocukluğundan beri taklalar atıyorsun. pole'da ne avantajlısın!" demesinden sıkılmış; "Ne şansı hacı, siz Super Mario başında keyif çatarken, biz yağmur demeden, çamur demeden jimnastik salonlarına gittik. Ömrümüzü verdik ulen!"diyor.

Alex'in çocukluğu (temsili)

Haklı olduğu noktalar var. Yarışmada puan verilirken daha iyi yapana "ama o eskiden beri çalışıyo yeaa" denmez bence de. O zaman ötekinin kaynı hastaydı, ona baktı, antrenman yapamadı da de. Jüri dediğin objektif değerlendirme yapmalı. Koy bunu köşeye.

Ayrıca, evet çocuklukta o disipline girmenin, makine gibi çalışmanın kolay olmadığını, başlı başına bir mücadele olduğunu ben de tahmin ediyorum. Biz de kardeşimle az kaçmadık bale dersinden "karnım ağrıyo, gitmiyceeem" diye. Gerçekten Super Mario daha tatlı.

Özge'nin çocukluğu (temsili)

Ama diğer yandan, şans diye bir şey yok demeyeceksin gardaaş. Şans diye bir şey var! Niye mi?


Pole bir yetişkin sporu.
Bunda anlaşalım bir kez. En azından şimdilik öyle. 30 yaşında başlıyoruz arkadaş pole'a. 30!

Pole belki de bu kadar geç yaşta başlanıp de profesyonel sporcu olunabilecek, uluslararası yarışmalara girilebilecek yegane disiplin.

Ama yeni doğmuş bebek gibi başlamıyoruz. Start çizgisinde yılların bagajını taşıyoruz. Bu zamana kadar kimimiz Siyaset Bilimi okumuş, kimimiz Spor Akademisi okumuş oluyor. Kimimiz sakatlıklar geçirmiş, kimimiz güçlü, kimimiz kilolu.

Dolayısıyla, start çizgisi anında bazıları diğerlerinden daha avantajlı oluyor hızlı ve kolay ilerlemek için.

Evet, sen bu zamana kadar çok çalıştın, ben yatarken. Ama çocuk bedeniyle çalıştın babo. Ben onu şimdi yetişkin bedeniyle yapmaya çalışıyorum. Yetişkin korkularıyla, yılların zihnimde oluşturduğu bariyerlerle. Postür bozukluklarıyla. Kas dengesizlikleriyle.

Ayrıyetten, o yaşta spora, dansa yönlendirilmiş olmak, doğru kişileri bulmak da şans değil mi? Siz spor salonlarında çalışırken, biz Anadolu Liseleri sınavına giriyorduk valla. Mutsuz olup bırakacağımız kariyerler için tuvalette bile test çözüyorduk. Şimdiki aklım olsa bunu değil, onu seçebilirdim. Sen şanslıydın ki yönlendirildin.


Bütün jimnastikçileri, parkurcuları öpüyorum.
Bütün bunları demişken, şunun da altını çizeyim: belli açılardan şanslı olmanız o korkunçlu taklalarınızın, imkansıza yakın esnek çizgilerinizin, ayak gibi yere sağlam basan ellerinizin ve bütün bunlar için verdiğiniz emeğin, alın terinin değerini düşüremez elbette.

Ama işte o alın terini dökebilmek de bir şans.

Aynı benim her gün 2 saatimi antrenmana ayırabilmemin ofiste oturan arkadaşlarımın gözünde büyük bir şans olması gibi.