pole motivasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pole motivasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Böbürlen Ey Pole'cu, Hakkındır!

Merhaba ben tembel blogger Özge. Bazen yaşamaktan yazmaya vakit kalmıyor ya, yine öyle bir zamanlardayım. Gece yarılarına kadar süren dersler, sıra sıra antrenmanlar arasında nihayet eski dostuma ne zamandır dökemediğim içimi dökmek için fırsat bulabildim.



Bir sene oldu WOW ASIA açılalı. Bir sene önce usta başında beklerken gazete kağıdı üzerinde patatesli pide yediğim yer şimdi seksi ninjalarla dolu. Herkesin gözümün önünde güçlendiğini, esnediğini, yerçekimiyle ilişkiğini kestiğini görmek inanılmaz bir şey.


Ben onlardaki değişimi görüyorum ya, bazen insan kendini göremiyor.

Hemen her gün videolar geliyor whatsapp'tan: yeni yapılan bir hareket, ev antrenmanlarından görüntüler... Nedense hep bir özürle başlayan. "Ayağımı point yapamamışım ama... Dizim kırık kalmış.. orda tam dönememişim..."

İki elimde yakasından tutup sarsmak istiyorum karşımdakini: Eh be kadın, dikey bir direk üzerinde dönüyor, oturuyorsun farkında mısın? Neden bu kendine eziyet etme? Neden bu kadar yüksek kendimizi test ettiğimiz kriterler?

İşin eğlencesini kaçırdığımızın farkında mıyız?

Yok değiliz. Biliyorum çünkü aynısını ben de yapıyorum!
O kahrolasıca instagram feedimizi dolduran 20 senelik jimnastikçilerin kombolarına hallenip kendi mucizelerimizin değerini görmezden geliyoruz.

Evet, bir çok zayıf yanımız olabilir. İstediğimiz her hareketi mükemmel yapamıyor olabiliriz. İstediğimiz kadar güçlü ya da esnek olmayabiliriz. Ama varlığına çoktan alıştığımız artık farkında bile olmadığımız pek çok güçlü yanımız da var, emin olun.

Bir fikrim var nacizane. Bir yarım saatimizi ayırıp pole'da (belki de hayatta) iyi, güçlü ve daha da önemlisi bize özgü yanlarımızı hatırlatalım kendimize.

Dersime 45 dakika olduğuna göre, ben başlıyorum:

1. Sağlam pointler, sıkı dizler.
Sevgili ayaklarım, tatlış quad'larım, beni onca iş arasında bir de sizi düşünmek zorunda bırakmadığınız için ne kadar teşekkür etsem az. Ben pole'da bir şeyler için cebelleşirken, en yorgun günümde ya da en gubik harekette bile düzgün çizgiler elde edebilmemi sağlıyorsunuz.

2. Terlemeyen eller. kuru bir cilt.
Çok güçlü olmasam da uzun süre pole'da kalabilmemi sağlayan majör bir avantaj bu. Bir de magnezyum tükendiğinde de antrenman yapabilmemi tabii... Ne demişler, summer is coming!

3. Müzik duygusu
Korkunç yeteneksiz bir çellisttim ama en azından müziğin orta yerinden 8 sayabilen, ritmi, aksanı, melodiyi hisseden bir pole'cu oldum. Efsane müzik zevkimle de birleşince tadından yenmiyor tabii. (Manowar'la, slayer'la dans etmek istemeyen nesle aşina değiliz!)

4. Koordinasyon
Bale hocam benle hem fikir olmayabilir ama bayağı komplike pole hareketlerinde elimin ayağımın nereye gidebileceğini büyük oranda becerebiliyorum çok şükür.

5. Forward bend'ler, pole splitleri
Omurgası olmayan bir insan günlük hayatta yerden bir şeyi nasıl alır? Kalçadan eğilerek! İnanması güç ama tahtadan omurganın bana kattığı bir avantaj uzun hamstringler.

Ahanda sürem bitti. Sadece 5 madde bulabildim. Ama bunlar için de çok uğraştım :) Zayıf yönlerin ne diye sorsalar 500 sayfalık tez yazardım. Bence aranızda benim gibi kendine düşman çok kişi var.

Haydi Mayıs sonuna kadar instagram'ları coşturalım. Her pole gönderinizde olumlu bir cümle yazın kendinizle ilgili ve beni tagleyin! @ozgeurazkum 
hastag de buldum: #superimlan


Utanmak yok, böbürlenmek hakkınız!



27 Temmuz 2015 Pazartesi

Younique Pole Camp ve Kendime Nanik

Bizim başımızdan bir kamp geçti ey sevgili okuyucu. Ne zamandır yazayım, yazayım diyorum da, neresinden başlayayım, nasıl toparlayayım kestiremiyorum.

Evet, o arkada uyuyan benim! 


Çünkü heyhat! o nasıl bir tempoydu öyle! Aylardır, yıllardır kondüsyon çalış diye dilinde tüy biten Sevinç'e saygılarımı iletiyorum.
Öldüm, öldüm.

Ama çok güzeldi. :)

Neden mi?
Alex'in çok eğlenceli, sistematik, yaratıcı derslerinden. 

Trick dersi öncesi Alex'i Mısır Çarşı'sında, Galata'da, metroda "dersi kolay yap hacı" diye kah tehditle, kah rüşvetle sıkıştırdım mı, evet sıkıştırdım. Ders kolay oldu mu? Sevinç aksini iddia etse de, hiç de olmadı :) Ama müthiş spot tekniğiyle, versiyonlar üretmesiyle tam dozunda gitti. 


Koreografi dersi zaten efsaneydi. Dönüşlerle, sıçramalarla 45 dakika konservatuvar gibi ısındık. Resmen beden çaktırmadan çaktırmadan dans eder oldu. Çağdaş bir koreografiydi ve tek günlük çalışmada bu kadar içine girebilmek mucize gibiydi. 

Sonra neden mi? Nadia'nın hiç beğenmemesinden ve hareket kaliteni artırman için müthiş yol göstericiliği yapmasından.

En çok dersi Nadia'dan aldık kampta. Bu kadın çok tatlı, eğlenceli, komik. Halden anlıyor. Ayakta splitlerde şaka gibi "v"ler oluşturunca "I know, I know" diyor. Ama gösterdiği spin ya da sekansı hasbel kader yaptığında yüzünü buruşturup en ince detayına kadar beğenmediği şeyleri döküyor önüne. Nasıl da büyüyor, güzelleşiyor o zaman hareket. Acaba statik spins mi daha güzeldi, performans mı yoksa urban pole mu, karar veremiyorum. Ama, evet, handstandden kaçtım. :)


Bir de neden mi? Kujo'nun zorları kolay eden, bilimle sirki buluşturan, kah öldüren, kah güldüren derslerinden.

Chinese pole zor; nedenini çok güzel anlattı Kujo: bu işi full time akrobatlar yapıyor! Temel hareketleri öğrendikten sonra çalışılabilecek şeylerin çıtası bir anda yükseliyor. Hemen zort oraya dönmeler, cart kendini fırlatmalar, kafa üstü uçmalar, sekip parende atmalar başlıyor. Sanırım bu yüzden, bizi en çok derbeder eden Kujo'nun dersleri oldu. Bu yazının başındaki uyku fotoğrafı da bir Chinese pole dersinden sonra çekildi.


Tabii bunları şimdi düşünüyorum. O zamanki düşüncelerim farklıydı.

5. gün pole'u bırakmaya karar verdim. 

Her yanım ayrı ağrıdığından beynime giden sinyaller error veriyor, neremde sorun olduğunu bile anlayamıyordum. Yorgunluktan çökmüş haldeydim. Senelerdir pole'la yatıp pole'la kalkarken geldiğim noktada gördüğüm şey sadece daha fazla çalışmam gerektiğiydi ve ben yaradılış icabı yatay (kanepede yani, iron x'te değil) bir canlı olduğumdan, bu durum hiç işime gelmiyordu.

Pole'u bırakmam için gerekçelerimi rasyonalize edip kocama deklare ettim. 

Ertesi gün tatile çıktık, Cunda'ya. Rakılar, denizler, çocukluğumun sokakları, ağaçları, lokmacısı derken çocuk parkındaki bebeğim gibi direk gözüme çarptı. Göz göze gelmemeye çalışarak ilerleyip yemek yemeğe gittik. Yemeğin ortasında kocamın dediklerini dinlemediğimi fark ettim:

"Gidip o direkle biraz oynayabilir miyim?"



Pole aşkıyla ölerek, kudurarak İstanbul'a döndüm. 

Kendime nanik:
Evet, pole ZOR. Hep de zor olacak. Zaten bu yüzden güzel!
Bunu kabullen ve bununla yaşa.







24 Mart 2015 Salı

Motivasyonu Ayakta Tutmanın 99 Yolu


Cumartesi günü sabah hızlı bir kahvaltı üzerine patlatmayı planladığım ayı kadın pole power antrenmanı ötelene ötelene gece 10'da az pole'lu floorwork'e dönüştü.

Haydi o bir yere kadar. Tut ki, antrenmanı atladım. Olimpik sporcu değilim neticede.

Ama o saate kadar "şimdi mi başlasam, yarım saate mi başlasam, trick mi yapsam, nanik mi yapsam" diye bütün günü p.ç etmeme ne diyorsun sevgili okuyucu?

Pole'a ilk başladığımda pek hissetmediğim bir duyguydu bu. Darlanmadan antrenman yapıyordum çünkü pole'la oynamak için yanıp tutuşuyordum zaten.

Aylar ayları, yıllar yılları kovalarken işler yavaştan çığırından çıkmaya, hareketler zorlaştıkça çalışma gazım püff diye sönmeye başladı.

Bu gibi zamanlarda, özellikle de evdeyken, kendimi motive etmek, kanepeden pole'a doğru yollanmak için bazı taktikler geliştirdim.

Pole antrenmanı için nasıl motive olunur

1. Görsel destek birimlerini devreye sok.

Instagram, Youtube, Facebook
Artık hepimiz uyanır uyanmaz, tek gözümüz kapalıyken instagram'ı açıp hangi abla bugün nasıl bir kombo yapmış diye bakıyoruz. O yer çekimine meydan okuyup kuğu gibi süzülen, taklacı güvercin gibi flip atan, koala gibi pozları tertemiz tutan, kelebek gibi uçup arı gibi sokan dansçıları izlemek insanın içinde gerçek bir heves uyandırıyor.

Tembellik çöktüğü zaman yüksek dozda video izlemek, anlık da olsa "ben de yapıcam laa" tarzında bir motivasyon uyandırabiliyor.

Benim için 4 dakikalık performansları izlemekten çok 15 saniyelik komboları ya da youtube tutoriallarını izlemek daha etkili oluyor. En azından daha ulaşılabilir geliyor. Dirdy Birdy ve Cleo benim motivasyon yükselticilerim.

DVD'ler
Bazen de gerçekten birinin seni adım adım yönlendirmesine ihtiyaç duyabiliyorsun. Kafam başka yerde oluyor, yorgun oluyorsun... Daha ısınmada şınav çekerken kaç kere su koyuverdiğimi bilirim. İşte böyle zamanlarda özgür bir antrenman yerine, DVD derslerini takip edesem, sınıf dersindeymiş gibi komutlara konsantre olup egzersizden daha çok verim alabiliyorum.

Alethea Austion Sexy Fundamentals ya da Floorwork, Cleo'dan Rock'n Pole, Samanta Star Pole Power o günkü programın içeriğine göre ara sıra takip ettiğim DVD dersler. Piyasada bunlardan çokça var, tarzı sana uyan, beğendiğin bir pole ablasınınkini satın alabilirsin. 




Online Ders Siteleri
İnternette aylık ücretle üye olunabilecek bir kaç tane pole dersi sitesi de mevcut. Çalıştıklarından sıkıldıysan, yeni bir şeyler denemek istiyorsan bu sitelerdeki yüzlerce hareket arasından tarama da yapabilirsin. Ben Pole And Aerial'ı uzun süre takip ettim. Gerçekten Ooona'sıyla, Felix'iyle, detaylı görsel ve sözel anlatımı, tertemiz çekimleriyle bayağı da işime yaradı. İçeriği çok kapsamlı ama sıklıkla güncellenen bir site değil.

Bir de Cleo'nun yeni sitesi Cleo's Rock'n Pole da biraz daha farklı bir alternatif. Diğerine göre çok daha yeni ve içeriği daha az, ama her hafta güncelleniyor. Daha renkli, civcivli, müzikli, topuklu pabuçlu falan. Bu aralar benim arayışlarıma daha çok hitap ediyor.


2. Program!


Elbette müziği açıp kafada hiçbir şey olmadan pole'a çıkılabilir. Çok da zevkli oluyor öylesi. Ama kendini bir hedef uğruna motive etmeye çalışıyorsan (güçlenmek, belli bir hareketi yapabilmek gibi) 
- Hedef belirlemek,
- Çalışma günlerini organize etmek,
- Ders materyallerini, hatta müzikleri hazır bulundurmak işe yarayabilir.


3. Sevgili günlük

Bilen bilir, bu blog kendimi motive etme amaçlı pole günlüğüm olarak başlamıştı. Şimdi kendimi kötü hissettiğimde dönüp eski yazılarıma bakıyorum. Eskiden zor gelen pek çok şeyin artık nasıl da bebek işi olduğunu görmek kendime güvenimi artırıyor. 
Aynı şekilde antrenmanları videoya çekmek ve saklamak da nereden nereye geldiğini gösteriyor insana. Kesinlikle tavsiye ediyorum!


4. Antrenmandan kaçarsan yapman gereken daha pis bir iş bul.

Ütü mesela. Ya da bilgisayarının masaüstünün düzenlenmesi. Tercih durumunda kalınca pole ağır basacaktır o zaman. Ha, bazen diğerini tercih edecek kadar düşük olur modun. O zaman da iş aradan çıkmış olur. Win-win.


5. İstediğin sorudan başla.

Egzersiz yapmaya başladıktan bir süre sonra vücutta düşmandan kaçıyor gibi, dövüşüyor gibi ilkel bir stres oluşuyor. Bu stresi gevşetmek için de BDNF'ler, endorfinler salgılanıyor. Sonra ver elini 3 saatlik antrenmanlar.

O nedenle, soğuk denize girmeye benzetiyorum ben antrenman yapmayı. Önce bir ürpertiyor, sonra alışıyorsun. O ilk evreyi her neden zevk alıyorsan, floorwork, doğaçlama dans ya da koşu veya insanity ile geçirmek seni koltuktan kaldırıp odaya sokabilir.


6. Süslen püslen.

Evde tek başına bile olsan eski sütyenle, tüylenmiş taytla çalışmak zorunda değilsin. Pole yapıyoruz arkadaş. Kendini olmak istediğin gibi gör, hisset. Bad kitty'nin, pleaser'ın online kataloglarını incele, kendine ödüller belirle (sonra aynı donu 10'da 1'i fiyatına pazardan da alabilirsin, maksat o an motivasyonunu yükseltmek).


7. Paylaş!

Ay en sevdiğim. Resmi çekilmemiş pole hareketi, yapılmış sayılmaz. Paylaşılmayan da öyle. Sınıfta bir hareketi yaptığında arkada alkışlayan arkadaşların varlığı ne kadar önemli değil mi? Evde arkadaş yok. Ama internet arkadaş dolu. Hatta orada birbirinin derdinden, mutluluğundan anlayan bayağı dünya çapında bir pole cemaati var. Ulu orta fotoğraf yayınlamak istemiyorsan profilinin güvenlik ayarlarını değiştirebilir, ya da kapalı, gizli gruplarda yeni başarılarını ya da hedeflerini paylaşabilirsin. 

Desteğin ve iyi titreşimlerin anında geleceğine emin ol. 

Daha çok iyi titreşim için bu yazıyı motivasyonu düşük 3 arkadaşına gönder. Gönderenlerin her isteği bir hafta içerisinde olurken, göndermeyenlerin başına türlü felaketler gelebilir. %100 çalışıyor.

30 Aralık 2014 Salı

Teşekkürler 2014!

Facebook yazdırıyor ya "harika bir yıldı bıdı bıdı" diye, benim ki o kadar harika değildi. Çok büyük bir acı yaşadım, yaşadık.

Pole tarafından bakınca da defalarca kaybettiğim motivasyonum, bir başlayıp bir bitirdiğim challenge'larım, irili ufaklı sakatlıklarım arasından emekleyen, agulayan bir pole bebeğinden yavaş yavaş ayağa kalkan, anlamlı cümleler kurmaya başlayan bir pole çocuğuna dönüşmeye başladığımı görüyorum.


Bu yılın başlarında bir kaç tane spin, lay back ve chopper dışında hiçbir şey bilmiyordum. Minicik odamda defalarca sağdan soldan chopper yapıyordum.

İlk inside leg hang'i yaptığımda dış kolumu bırakmak dünyanın en zor şeyi gibi gelmişti.

İlk süpermen yaptığımda sevinçten stüdyoda at gibi koşmuştum.

Mart gibi butterfly çalışmaya başladığımda o kadar korkuyordum ki, eldivenler, mat ve spotter olmadan asla denemiyordum.

Derslerde bir hareketi iki kez denedim mi gücüm tükeniyordu, ardından 3 gün (!!!) yatıp dinleniyordum.

Güçsüzdüm, skolyoz ameliyatından sırtım hareketsizdi, bir çok postürel problemim vardı, esnek değildim, kalp kapakçığı sarkmasından hemen çarpıntım oluyor, ısınmalarda bile nefes nefese kalıyordum.

Zor olacağını ve zaman alacağını biliyordum, yanılmışım.



ÇOK ZORMUŞ ve DAHA ÇOK ZAMAN ALACAK!

Ama nerelerden nerelere geldiğimi görmek, yılın son günlerinde herkesle paylaşmak istediğim bir motivasyon aracı benim için.

İşte Kasım 2013:


İşte şimdi:




Demem o ki, pole'a ya da hayalini kurduğunuz başka bir şeye başlamak için çok yetenekli, güçlü, esnek şu bu olmaya ihtiyacınız yok. Sabra, azme ve devamlılığa ihtiyacınız var.

Vazgeçmeyip çalışmaya devam ettikçe çok istediğimiz trickle aramızda olan tek şey zaman.



Bana bu güzel yolculuğun bir yılında daha yoldaşlık eden WOW insanlarına binlerce teşekkürler.





16 Kasım 2013 Cumartesi

Bendy Mind

Dans derslerinden öğrendiğim bir şey varsa o da split açıklığının zihin açıklığıyla ilişkisi olması.

Saçma mı geldi? Açalım...

Dün, hayatımın amacını sorguladığım kötü günlerden biriydi. Beş yıldır sık sık böyle günler yaşıyorum.

Beş yıl önce Boğaziçi'nden mezun olurken önümde kendisiyle tam olarak ne yapacağımı bilmediğim uzun ve güzel bir ömür var gibi geliyordu. Bir kere, Türkiye'nin en iyi okulundan mezun olmuştum. Beklentileri karşılıyordum. Zeki, çevik ve ahlaklıydım. Belki de bu yüzden, hayatta gerçekten ne yapmak istediğimi düşünmek için zaman harcamamıştım hiç. Zaten bir şeyler kendiliğinden oluyordu. Bundan sonra da olacaktı.

Ama olmadı. Yaprak gibi savrulup durdum. Şirketlere girdim, şirketlerden çıktım. Müdürleri memnun ettim, müdürleri kızdırdım. Günün sonunda, bir şeyler daha çok satılsın diye incir çekirdeğini doldurmayacak işler yapmış oldum.

Ben gerçekten kimdim? Nede başarılıydım? Neye yeteneğim vardı? Ne istiyordum?

Velhasıl kelam, dün de bu sorularla cebelleştiğim kötü bir gündü. Hiç enerjim yoktu. 9'da yattım ve sabah dansa gitmemek için bahaneler uydurmaya başladım.

Ama afyonum patlayıp bahanelerimi önüme serecek zamanı bulamadan stüdyoya gittim ve streç dersinin ortalarında bir şimşek çaktı. Kendimi yeniden muktedir hissetmeye başladım.

Galiba bu benim için bir tür terapi.  Doğanın yamultup modern tıbbın kaskatı ettiği bedenimin sınırlarını  genişletmeye çalışırken aslında başarısız olma korkumun üzerine gidiyorum ben. Başkaları için minicik olan bir adım benim için dağlar, denizler aşmak demek. Sadece dans çalışırken beceremesem de denemekten keyif almayı öğreniyorum. Sonra kendi kendime diyorum ki, neden olmasın? Hayatımın diğer alanlarında da yapabilirim bunu. Bir şeyleri değiştirmek için çaba sarfedebilirim. Beceremesem de, sadece becerememiş olurum.

Bu kafalara girebilmek ne güzel, değil mi?



url.jpg