wow studio etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
wow studio etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2019 Salı

Nerede Kalmıştık..




Kızım ben bu blogu unuttum ya la!
Özet geçmek gerekirse, 2018 ve 2019'un başı biraz şey geçti. Duygu durum dengeleyici medikal destek fiziksel olarak biraz köstek oldu bana. Tamam çok dengeli ve sakindim ama oturduğum yerden de kalkmak hiç istemedim. Antrenman saatlerinde öğretmen arkadaşlar "haydi gel jam edek" dediklerinde, "gençler oynasın, ben izliyorum" diye diye oturdum hep. 

Bu arada bir sürü de şeyler yaptık. Boğaziçi'nde sports fest'e katıldık mesela. Genç dimağlara workshop verdik. Monc'ta solo gösteriler yaptık. Bir kez daha Slovakya'ya gittim Synachencko'dan ders almaya. Okulun ders sayısını 60'lara vardırdık. Sonra beybi gibi Elementler okul şovu. 

Ama nasıl diyeyim, ben bayağı bir kabuğumda kalmayı başardım bütün bunlar olurken. Açık açık olmasa da (çünkü haftada onu aşkın ders vermeye devam ettim bir şekilde, provalar, gösteriler falan da oldu...) ruhen bir pole emekliliği halindeydim. Hiç yeni hareket çalışmadım mesela. Neredeyse bir sene boyunca hiç kondisyon yapmadım. 

Sonra başka bir acil durum hasıl oldu ve dedim ki, bu kadar denge yeter. Ben 5 saat uyuyup 15 saat çalıştığım, her şeye karşı motivasyonumun olduğu, hevesli, özenti, çoşkun manik halimi istiyorum.

Ve manik halim burada, yeniden blog yazmakla meşgul, miriba!

Oraya çıkar çıkmaz da, gitti yarışmaya başvurdu manyak. Bir de körün taşı gibi seçildi. Üzerinden iki hafta geçti, şimdiden haftada 2 deve çöktüren ringli mingli kondisyonu, yine 1-2 pole seansını hayatıma kattı. Nasıl özlemişim!

Çok değil 2 ay kadar bir zamanım var. Kafamda bayağı iyi kombolar, canlı tuttuğum çokça cici bir duygum var. En güzeli, antrenman günü gelsin diye içim kıpırtılanmaya başladı yeniden. Oh be!

Blogta da bir sürü draft yazı birikmiş. Geri dönüp yazmayı istiyorum eskisi gibi. Gerçi artık bloggerlar yazmıyor, selfie koyuyorlar ama biz eski nesiliz. Blogspotçuyuz biz. 


27 Temmuz 2015 Pazartesi

Younique Pole Camp ve Kendime Nanik

Bizim başımızdan bir kamp geçti ey sevgili okuyucu. Ne zamandır yazayım, yazayım diyorum da, neresinden başlayayım, nasıl toparlayayım kestiremiyorum.

Evet, o arkada uyuyan benim! 


Çünkü heyhat! o nasıl bir tempoydu öyle! Aylardır, yıllardır kondüsyon çalış diye dilinde tüy biten Sevinç'e saygılarımı iletiyorum.
Öldüm, öldüm.

Ama çok güzeldi. :)

Neden mi?
Alex'in çok eğlenceli, sistematik, yaratıcı derslerinden. 

Trick dersi öncesi Alex'i Mısır Çarşı'sında, Galata'da, metroda "dersi kolay yap hacı" diye kah tehditle, kah rüşvetle sıkıştırdım mı, evet sıkıştırdım. Ders kolay oldu mu? Sevinç aksini iddia etse de, hiç de olmadı :) Ama müthiş spot tekniğiyle, versiyonlar üretmesiyle tam dozunda gitti. 


Koreografi dersi zaten efsaneydi. Dönüşlerle, sıçramalarla 45 dakika konservatuvar gibi ısındık. Resmen beden çaktırmadan çaktırmadan dans eder oldu. Çağdaş bir koreografiydi ve tek günlük çalışmada bu kadar içine girebilmek mucize gibiydi. 

Sonra neden mi? Nadia'nın hiç beğenmemesinden ve hareket kaliteni artırman için müthiş yol göstericiliği yapmasından.

En çok dersi Nadia'dan aldık kampta. Bu kadın çok tatlı, eğlenceli, komik. Halden anlıyor. Ayakta splitlerde şaka gibi "v"ler oluşturunca "I know, I know" diyor. Ama gösterdiği spin ya da sekansı hasbel kader yaptığında yüzünü buruşturup en ince detayına kadar beğenmediği şeyleri döküyor önüne. Nasıl da büyüyor, güzelleşiyor o zaman hareket. Acaba statik spins mi daha güzeldi, performans mı yoksa urban pole mu, karar veremiyorum. Ama, evet, handstandden kaçtım. :)


Bir de neden mi? Kujo'nun zorları kolay eden, bilimle sirki buluşturan, kah öldüren, kah güldüren derslerinden.

Chinese pole zor; nedenini çok güzel anlattı Kujo: bu işi full time akrobatlar yapıyor! Temel hareketleri öğrendikten sonra çalışılabilecek şeylerin çıtası bir anda yükseliyor. Hemen zort oraya dönmeler, cart kendini fırlatmalar, kafa üstü uçmalar, sekip parende atmalar başlıyor. Sanırım bu yüzden, bizi en çok derbeder eden Kujo'nun dersleri oldu. Bu yazının başındaki uyku fotoğrafı da bir Chinese pole dersinden sonra çekildi.


Tabii bunları şimdi düşünüyorum. O zamanki düşüncelerim farklıydı.

5. gün pole'u bırakmaya karar verdim. 

Her yanım ayrı ağrıdığından beynime giden sinyaller error veriyor, neremde sorun olduğunu bile anlayamıyordum. Yorgunluktan çökmüş haldeydim. Senelerdir pole'la yatıp pole'la kalkarken geldiğim noktada gördüğüm şey sadece daha fazla çalışmam gerektiğiydi ve ben yaradılış icabı yatay (kanepede yani, iron x'te değil) bir canlı olduğumdan, bu durum hiç işime gelmiyordu.

Pole'u bırakmam için gerekçelerimi rasyonalize edip kocama deklare ettim. 

Ertesi gün tatile çıktık, Cunda'ya. Rakılar, denizler, çocukluğumun sokakları, ağaçları, lokmacısı derken çocuk parkındaki bebeğim gibi direk gözüme çarptı. Göz göze gelmemeye çalışarak ilerleyip yemek yemeğe gittik. Yemeğin ortasında kocamın dediklerini dinlemediğimi fark ettim:

"Gidip o direkle biraz oynayabilir miyim?"



Pole aşkıyla ölerek, kudurarak İstanbul'a döndüm. 

Kendime nanik:
Evet, pole ZOR. Hep de zor olacak. Zaten bu yüzden güzel!
Bunu kabullen ve bununla yaşa.







22 Haziran 2015 Pazartesi

Pole Dance'in Gerçek Atasını Açıklıyorum!

Cirittir.

Pole dance ilk olarak Orta Asya'da ortaya çıkmış, at üzerinde oynanan bir takım sporudur. Güncel örneklerinde zaman zaman at ve unicorn temalarına yer verilmesi* de bundandır. Zamanla attan uzaklaşılmış, bireyselliğe yönelinmiş ve cirit atılmak yerine yere saplanıp etrafında dans edilmeye başlanmıştır.

Pole Dance'in atası cirit


Pole Dance'in diğer bir atası da mallakhamb. Turuncu donlu seksi adamlar tarafından icra edilen mallakhamb dansından çıkan body roll, hair flick, double leg admiration gibi hareketler günümüz pole dance dünyasını derinden etkilemiştir.

Aynı bizim pole dance


Bir de uzaktan yakından alakamız olmayan striptiz kulüplerdeki pole dance var ki, kınıyoruz, eleştiriyoruz ve kendimizi ayrı tutuyoruz tabiiy ki! 

Gerçi oradaki direk bizimkine biraz daha fazla benziyor. Pole dance'i popüler hale getiren, taa oralardan buralara ortak bir tutku haline gelmesini sağlayan öncüler de striptizciler ama biz sterilize edelim yine neme lazım...


Ya da yok yaa, öyle yapmayalım. Biz olimpiyata girmesini de destekleyelim, seksili dans etmek isteyeni de. Biz kadınlara inanalım. Bizi biz yapan yarı kapalı, yarı underground ortamımızı savunmaya ve birbirimizi kollamaya devam edelim.

Ve saatlerimizi brining the sexy back için Temmuz'a ayarlayalım!





15 Haziran 2015 Pazartesi

Dimitry Politov ile Taklaya Geldim

Aylar önce Facebook'tan mesajlaşmaya başladım Dimitry ile: Çok mu zor göstericen?.. Basitli de göstericen mi?.. Özel derse gelsem basitli gösterir misin?...

Konu pole olunca içimde tırsak bir tavukla, meraklı bir kedi dövüşüyor. Bir yandan mümkün olduğunca çok şey öğrenmek, yeni yeni çılgın hareketler yapmak, instağğrama koyup laykları kapmak istiyorum. Bir yandan da, aklım çıkıyor düşcem ölcem diye. Makul bir endişe.

İçimdeki dövüşün galibine geçmeden önce sizi Pole Art Italy'nin galibi Dimitry ile başbaşa bırakıyorum:


Biliyorsunuz, bir süredir (2 ay!) bende ne antrenman, ne bişi... Varsa yoksa: paspas çekmek, yoklama almak, kasa defteri tutmak, çöpleri atmak... Dimitry workshop'u da tam bu hengame arasına denk geldi. 

Sabah özel ders için stüdyoya gittim. Taklacıyı görür görmez, "bana basitliiğğ" diye mıymıylanmaya başladım. Ve hemen oradan oraya uçmalı çok "basit" bir kombo ile derse başladık.

Tam anlamıyla bir zavallıydım ya! Adamın yere paralel yaptığı harekette ben chair spinden halliceydim. Nasıl yapıyorsun bunu ey adam diyorum, ittire kaktıra bir momentum veriyor azcık oluyor gibi. Sonra ben Allah ne verdiyse savurayım kendimi diyorum, bu sefer poledan üç metre öteye çot diye totomun üzerine düşüyorum.

İki kere daha yap diyor, ya da yirmi kere daha... yapabilene kadar. İkiyüz kere daha yapıyorum.


Yalnız, çok iyi spot ediyor ve öğretiyor. İnsana en kafatası kırılası harekette bile denemek için bir güven veriyor. Deneye yanıla pole tarihimdeki en efsanevi morluğa ulaşıyorum.

Neyse ki, Arnica var! Bu ciğer kırmızısı kol, iki günde normale dönüyor. (Arnica, bana sponsor ol, Allahsız!)


Sonunda öğretilen hareketlerin hepsini layıkıyla yapıyorum.


Instağğrama koyacak şey olamadı, ona yanıyorum. Neyse, yeni planlarım var, elma armut gibi toplıycam laykları!

29 Nisan 2015 Çarşamba

Bir WOW Asia Hikayesi

"Her  şeye yeniden başlamak... Buna ne kadar hazırım? 
Kalktım. Kararlar vermeye çalıştım. Başkalarının kararlarını inceledim. Oturdum.
Ne biçim de bok gibi oldu bu benim hayatım ya..!"


Böyle yazmışım 3 sene önce. Şirketlerden şirketlere sekerken. Gece yarılarına kadar müdür gullabiciliği yapıp sabahın 6'sında servislere yetişmeye çalışırken. Kafam servis camına vura vura uyurken. Sunumları fine tune ederken, ajansa logoyu bir tık büyüttürürken, kapı kapı ricacı gibi imza peşinde koşarken, müşteriden çocuk gibi azar işitirken. Bir satır roman okuyamadan, bir güzel film izleyemeden günler, haftalar, aylar geçerken.

Geriye dönüp baktığımda o çıkış yolunu göremeyen, alternatif bilemeyen, çaresizce kutunun içinde zıplayan halime çok üzülüyorum. 

WOW'un Sumahan'daki derslerine başladım sonra bir nefes alabilmek için. Etrafımı hayallerini gerçekleştirmek için kan ter içerisinde çalışan, bu arada birbirine çelme takmak yerine güç ve gaz veren deyişiklerin iyicil enerjisi sardı.

Bir gün Galata'da şarap içerken açılacak eğitmen eğitiminden bahsetti Zeynep. Sen de başlasana, dedi. Sonra sınıflar, özel dersler, yeni yeni bir dolu arkadaşlar, gösteriler, ayakkabılar, ortak heyecanlar... ki, bu blogu okuyanlar hepsini çok iyi biliyor.

Son zamanlarda doğru düzgün yazamadım. Pek antrenman da yapamadım. Yeni yeni hareketler öğrenemedim.

Çünkü bir süre önce yumurtlayıp üzerinde kuluçkaya yattığımız nur topu gibi bir yeni stüdyomuz oldu! Hem de Kadıköy'de. Dersler Mayıs ortasında başlayacak, hazırlıklar hızla sürüyor. Her adımda "doğru yerdeyim, doğru insanlarlayım, doğru işi yapıyorum" diyorum.

Eğer sen de mutsuz bir plaza kuşuysan, zamanında bana verilen ve tutmuş olmaktan bugün çok mutlu olduğum o öğüdü paylaşayım: 
- Yapmaktan zevk aldığın bir şeyi seç ve onu mümkün olduğunca en iyi yapmak için zaman ve enerji harca. Bu işinle fayda sağlamanın bir yolunu ara ve fayda konusunda samimi ol.
- Etrafını güvendiğin iyi insanlarla doldur.
- Zamanla hobini işin haline getir.
-Parayı ilk sıraya koyma, daha az parayla daha çok mutlu olabildiğini görecek ve şoke olacaksın.



Bu nacizade blogun adım adım şahidi olduğu kendi maceramda gördüm ki, kanatlarımızı kıran kendimiziz aslında. Kutunun dışında da hayat var. Ve o hayat çok güzel.

PS. WOW Asia hakkında bilgi için: asia@wowdanceistanbul.com :)